Get Adobe Flash player
Ana Sayfa Medyada Yazarımız

Bestami Yazgan Soruşturması

empty Güneysu Dergisinin 106. sayısında yayınlanan soruşturma metnini MS Word dökümanı olarak indirmek için tıklayın >> empty

 


Edebiyat soruşturmamızın ilkini şair, yazar Bestami Yazgan Hocamız için gerçekleştirdik. Şair, yazar ve akademisyen dostlarımıza: “Bestami Yazgan’ın şair ve yazarlığını nasıl değerlendiriyorsunuz?” diye sorduk. İşte yanıtları:

 

Bir Beyazıt'ı Eksik…

Mehmet Aycı

Doğduğu toprakların bereketi mizacının mütemmim cüzüdür. Sadece bereketi değil, sıcaklığı, velutluğu, o geleni geçeni konanı göçeni nimetinden mahrum etmeyen cömertliği de… Bir toprak kalesidir; bedeni doğduğu yerle müsemmadır. Ondaki memleket sevgisi tanımlanabilir bir sevgi değildir; bir çağlayanı seyrederken, bir ekin tarlasında kaybolurken, asırdide bir çınarın gövdesine yaslanırken tekbir getirebilir. O sularla, o başaklarla, o ağaçlarla aşina olmadığımız bir dille ve klişeye gelmeyen sözcüklerle konuşabilir.

Kuzey çocuklarına limon çiçeklerinden kolyeler göndermiştir; Çukurova'nın başka sarıçiçeklerinden bileklikler… Bu haliyle bir masal adamıdır. Her ne kadar şiirleri, manzum didaktik metinleri olsa da, en çok masallarında kendisidir. Masallarında ve her ne kadar didaktik olursa olsun şiirlerinde dörtlüklerin üçüncü dizelerinde, mısraların üçüncü kelimelerinde mutlaka gönlü de söylenene ve söyleyişe eşlik eder.

İçinde hiçbir karanlığın zayıflatamayacağı, hiçbir kışın söndüremeyeceği güçlü bir ateş taşır. Meraklı bir çocuğun aymazlığı da hayranlığı da, kabına sığmazlığı da aynı anda atlar o ateşin üzerinden… Kişiliği yazdıklarıyla ve söyledikleriyle oluşmamıştır; çocuk edebiyatçısı olması giydirilmiş bir kimlik değildir; sapına kadar Müslüman bir doğaya sahiptir. Sokakta ve meydanda, cemiyette ve cemaatte kendisi olduğu için vardır.

Hatır bilir. Vicdanın dizi dibine çökmüş ve yara sarma dersleri tedris etmiştir. Kırılan her kol ve her gönül için içinde bir ağıt çeşmesi inşa eder. Sarılan her kol ve her gönül için o çeşmeye bilmediğimiz güvercinler, bilmediğimiz melekler, bilmediğimiz susamış kuşlar kondurur.

Sonradan İstanbulludur. Kendisi için özel intibak yasası hazırlamıştır. Kendi meclisinde o yasayı oy birliğiyle kabul etmiştir. Boğaza çocuk gülücüklerinden köprü yapmayı hayal eder.

Bestami Yazgan bu… Onlarca masal ve çocuk şiilerinden oluşan kitabın sahibi… Edebiyat muallimi… Bir zamanlar arkadaşlarıyla birlikte Güneysu mecmuasını çıkardı. Turaç avlamamıştır. Yüzü Kilikya'ya ayak basan ilk Türk akıncısının yüzüdür. Derviştir. Henüz dönmeyi öğrenmemiştir.

Böyle biliriz.

 


 

Bestami Yazgan Kelimelere Ne Üfler?

Recep Garip

Bestami Yazgan'la tanışıklığım, önce edebiyat dergilerindeki şiirlerinden, sonrasında Güneysu dergisinden ve bir şiir gecesinden başlayan beraberlikle uzun yıllara dayanır. İlk gördüğümden bu yana gönlüm ısındı, giderek daha da kalıcı olan bir dostluğa dönüştü edebiyatın bahçesindeki beraberliğimiz.

İnsana dair şeyler yazmak ve insanın dikkatini çekecek, insanı hislendirecek kelimeler bulmak her kaleme has olmasa gerektir. İnsanın en küçük evlâdından en büyük evlâdına dair duyguları ifade edebilmek, onları beslemek ve ihtiyaçları olanı bulmalarını sağlamaksa belki de daha zoru olsa gerektir.

Bestami Yazgan, çocukların dünyasında yaşayan bir şair, bir yazar, bir masalcıdır. Okurları küçük insanlardır. Küçük insanların her şeyi beğenmeyeceğinin farkında olan yazar onların diliyle, onların tarzıyla ve onlara ait üslûplarla girer kelimelere. Kelimeleri seçerken ince ve hassas davranır. Bir kelimenin incinmesi demek, bir çocuğun incinmesi demektir.

 

Kelimelerin sırlarını yakalayarak insana doğru yürür. Bu yürüyüş yaş sınırı olmadan yapılan bir yürüyüştür. Yılların getirdiği deneyimlerle pişmiş ve kelimelerini de yüreğinde pişirmiştir şair. Böylece insanın aklına, yüreğine ve insani duygusallığına hükmetmek için masallar yazar, şiirler yazar. Aslında yaşadığı hayata da masalca ve şairce bakar.

 

Bestami'de kelimeler ne demir'e, ne ok'a ne de yay'a benzer. Onun kelimeleri sabahın kırağısı, baharın yeni açan çiçekleri gibidir. Mevsime ait gibidir şiirleri. Mevsimi geçince o şiir kendisinden bir şey kaybetmiş olmaz, geriden gelenlere kendisini hazırlamakla meşguldür. Şiirin varlığı, okuyucunun varlığına bağlıdır ki Bestami bu anlamda iyi bir okuyucu kitlesine sahip olmuştur. Çünkü kelimelerini çocukluk yıllarından heceleyerek kelimelere ulaşanların hafızasına mısraları, masalları ve hikâyelerini akşamsefasına benzer bir uzatışla uzatmıştır. Çocuk dergilerinin vaz geçilmez kalemlerinden birisidir Bestami Yazgan. Bir söyleşide şöyle söyler; “Çocuk edebiyatçıları bilhassa çocuktur, çocuksu yanımız vardır.” Bu çocuksu yan ne kadar var olsa da idealler içten içe büyüyerek kelimelerde sürgün verir. Geçmişin değerlerini gündeminden asla çıkarmayan masalcı şairimiz  “Alplerden, alperenlerden” bu merkezli “hilal” haykırışlı ifadelerden de asla vazgeçmemiştir. Dünkü tarihe sahip çıkarak geleceğin tarihi yazılabilir. Bu nedenledir ki kadim kültürün birikimleri ancak kelimelere yüklenerek köprüler kurulabilir. Hayatı anlamlı yaşayan, anlamlı hale getirmek için de gayret gösteren milletin ülküsünün ve idealinin Yazgan'a göre şöyle olması gerekir; “Hayat bu kadar güzel, tatlı ve renkliyse bunu önce

 

Mevlâ'mıza, sonra Efendimize (SAV) bugünlerde Ramazan'a, evin içinde de annelere borçluyuz” der.

Bestami'nin hayata bakışı iman merkezlidir. Kelimelerine yüklediği anlam üç unsurdan beslenir;

Birincisi Kuran’dır. Kuran’sız bir geleceğin kurulamayacağına, aydınlanamayacağına inanarak kozasını örmeyi sürdürür.

 

İkincisi peygamberin bize bıraktıklarıdır ki onlar hadislerdir ve eylemleriyle ortaya koyduğu sünnetleridir.

Üçüncüsü ise bu iki ana unsurla yeryüzünde hükümran olmuş bir tarihin yazılışının “i'lâ-yı Kelimetullah”la mümkün olduğudur. Bu geçmiş tarihin destanları da bunlara işaret eder. Oğuz Kağan, Manas, Dede Korkut ve Ergenekon destanlarını asla ihmal etmez, onlardan beslenerek onların varlığının sürekli hafızlarda tutulmasını ister. Bütün bunları yaparken kendi düşüncesini, hayata bakışını ve idealini de şöyle ifade etmektedir; “Şiir ve düşünce ölçüsünde baktığımızda ilâhî kaynaktan beslenmeyen beşeri fikirler, ne kadar mükemmel olursa olsun elli yıl yaşarlar, daha fazla yaşamazlar. Şiirinizi ya da yazdığınız eserleri ilâhî kaynaktan beslerseniz, Allah'tan, Peygamber'den bahsederseniz, ölümsüzleştirmiş ve güzelleştirmiş olursunuz. Akıl güzel bir nimettir, akıl birçok güzelliği bulur. Ama her güzelliği bulamaz. Bulsaydı insanın yaratıldığından beri her şeyin mükemmel olmasılâzımdı. İnsanlığın yaptığı her buluş, aklın eksikliğinin işaretidir aynı zamanda.” Yazgan bir şiirinde şöyle söyler;

“Erenler geldi muhabbet meclisine sıra sıra

Erenler geldi gönülleri ipek,

Gözleri kara.”


Şiirin imbiğinden düşen ilham, şairi sanata, teşbihlere, telmihlere, tecahüllere, mecaz söyleyişlere yöneltir. Tıpkı geçmiş yüzyılların edebiyat ustalarından aldığı bir el gibi çocukların yüreklerine yürütür şiiri.

 

Hoca Ahmet Yesevilerin, Yunus Emrelerin, Mevlanaların, Hacı Bektaş ve Hacı Bayramların, Fuzuli ve Şeyh Galiplerin izlerini taşır şiirleriyle, masallarıyla. Şiir kalemin arıdır. Şiir, dilin büyüsüdür. Kelimeleri özenle seçen şair, dilinden büyüler zerk eder. Gönül harmanında öğütülen şiir, gönüllere ateş olur, tılsım olur, yüreklere merhem olur. İman ateşiyle beslenen şiir, insanın ruhuna inşirah verir.

“Eller vardı ekin misâli Allah'a uzanan


Ve sonsuz bereket devşiren eller” gibi derin izler taşıyan mısralara rastlanır Bestami Yazgan'da. Bu tür yakalayışlar ustalaştıkça kavuşulan mısralardandır. Şiir kendi yolunu şairde bulur ve akar. Tıpkı bir pınar gibidir. Vermenin, ikramın, yedi veren üzümlerince yedinin büyüyerek yedi yüzlere, sayısız belirişlere uzandığı algı buğday başaklarınca bereketlenir burada şiir. İçinde taşıdığı derin zekât duygusunu yeryüzünden Allaha uzatmak ister. Bu uzanma Allah'ın elini tutma, onun buyruklarına uyma anlamlarıyla imanın tekâmülleşmesi kavratılmış olur. Şair ötelerden gelerek bu günlere seslenir ve geleceğe sesini bırakır.

Yazgan, haklı olarak Türk şiirinde kendine özgü tarzı ve üslubuyla bir yer edinmiştir. Dünden kopmadan, dünün değerlerini gündemde tutarak gelecek için şiir heybesini doldurmaktadır.

 


 

Yakın Dostum Bestami Yazgan

Yusuf Dursun

Bir şair ve yazar olarak Bestami Yazgan'ı nasıl bilirim? Bu sorunun cevabı benim için hiç de zor değil. Çünkü yaklaşık 20 yıldan bu yana Bestami Yazgan'ın en yakınında bulunma imkânım oldu. Neredeyse 10 yıl, aynı okulda görev yaptık; arasında en fazla 100 metre mesafe bulunan evlerde oturduk. Öyle ki herhangi bir yerde birimizi gören gözler, hemen diğerimizi arardı. Aramızda, sanat âleminde pek de sık rastlanmayan bir “yakın dostluk” oluştu ve bu dostluk hâlâ devam ediyor. Sanırım bu giriş, ilk cümledeki soruya vereceğim cevabın samimiyetini ve sahihliğini açıklamaya yeter.

 

Bestami Yazgan, bir şair ve yazar olmadan önce “iyi bir insan”, “iyi bir Müslüman” olma çabasındadır ve elhak bunu da başarmıştır. Fiziki görünüşündeki iri yarı, sert bakışlı adam, başlangıçta pek çoklarını ürkütse de onu tanımaya başlayanlar, işin hiç de öyle olmadığını anlayıverirler. O, dış görünüşünün aksine oldukça yumuşak kalpli ve yardımsever biridir. Bu durum, elbette onun sanatına da yansımıştır. Bestami Yazgan'ın eserleri de bu özellikleri taşır. Yumuşaktır, bunu Yunus Emre'nin sanat felsefesiyle sağlamıştır; yardımseverdir, bunu sanatı bir “araç” olarak kullanma amacıyla kazanmıştır. Evet, Bestami Yazgan ipek gibi yumuşak bir dil ve su gibi akışkan bir üslup sahibidir. Altında imzası olmasa da onun metinleri, bu vasıflarıyla kendini belli eder.

 

Bestami Yazgan'ın hayatında önemli bir özellik daha vardır. Normal zamanlarda elinde yumuşacık kalbiyle dolaşan bu insan, kendi ifadesiyle “vatan, millet, din düşmanlarına karşı” âdeta kükreyen bir aslan kesilir. İşte o zaman üslubu sertleşir; yumruğu her an bir yerlere inmeye hazır hâle gelir. Bu durum, elbette sanatına da yansır. Artık Yunus Emre değil Köroğlu olmuştur.

 

Bestami Yazgan'ın sanatına yön veren bir özelliği de çok çalışkan ve üretken olmasıdır. Yazdıklarının geniş kitlelere ulaşması için elinden gelen her türlü imkânı kullanmaktan çekinmez. “Sanatın piyasasını ve siyasasını” iyi bilir.

 

100'e ulaşan eseriyle, bestelenmiş en az 40 şiiriyle, ders kitaplarını süsleyen yaklaşık 35 metniyle, her an göğüs cebinden çıkarabildiği yeni şiir denemeleriyle Bestami Yazgan, Türk edebiyatında hak ettiği yeri alabilmiş nadir sanatçılardan biridir ve bu adam benim yakın dostumdur!

Kendisine uzun ömürler ve nice yeni başarılar diliyorum.

 


 

Yüreğini Yıldızlara Asan Adam

Hayrettin Durmuş

Şair Bestami Yazgan'la tanışmamız yüreklerimizi sızlatan ıstıraplarımız sayesinde oldu. Aynı dergi ve gazetelerle yan yanaydık. Bayrak ve Çınar sevdası o kadar işlemişti ki yüreklerimize Bestami Yazgan'ın rumuzu bile “Bayraktar” olmuştu. Güneysu Dergisinin şiir şölenlerinde bizi Osmaniye'ye davet etti. Dostluğumuz, kardeşliğimiz pekişti. Adana Osmaniye hattında bir yürek seferi başladı. Yüreği geniş, özü sözü sağlam bir yiğittir o.

Şair Bestami Yazgan'ın dili, “Çiçek Dili”; töresi, “Yiğit Töresi”; hayatı, “Sabır Türküsü”; gönlü, çocuklar gibi şen; yüreği, herkesin barınabileceği bir gülşen. Hal böyle olunca “Gönül Fotoğrafı” çekmek yakışırdı ona. Yüreği uyanık, birbirinden güzel gönül fotoğrafları çeker, zaman aynasında yaptığı yürek bestelerini kutlu bir hazine yapıp, “Rahmet Gülistanı” ile gönüllerimize misafir olur. Gün olur “dağlar gibi susar”. Gün olur seller gibi taşar. Yalınkılıç hilâl olup doğar, zulmü, karanlığı boğar. Uykuları sürgün eder gözünden. Vefası, dostluğu, samimiyetiyle tanınır. Dost meclislerinde adı hayırla anılır. Çukurova'nın mümbitliği dilinde bereketlenir. Kolay değildir bir ömür “Sabır Türküsü”nü söylemek… Hâsılı yüreğini yıldızlara asan adamdır Bestami Yazgan.

 


 

Buğday Sesli Usta

Şahin Taş

Buğday sesli ustalardandır Bestami Yazgan. Şiiri, heceye ayarlı, büyük şehirlere pek uğramamış sazsız sözdür. Parislere gitmemiş, Baudelairelere özenmemiştir. Garip'e teşehhüt miktarı uğrasa da, İkinci Yeni'nin semtinden bile geçmemiştir. O, aradığını Yunuslarda, Karacaoğlanlarda bulmuştur. Sesinin rengi onlara çalar… Geleneği yeniden üretme gibi bir derdi yoktur. O, geleneğin vasatı içinde mutludur. Onun şiiri, “Sevgiye, dostluğa, güzele selam”dır. Onun ikliminde “kin köle, sevgi sultan”dır.

O bir iman adamıdır, sanatı da onun hizmetindedir. "Sanat eseri İslâm'la mayalanmalıdır" der. Bir bazlama gibi sıcak masalları, çocuk şiirleri önemlidir; halk diliyle yoğrulmuş, Türk-İslam kültürüyle pişmiş… çocukların ruh dünyasına gıdadır.“Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam

Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su.”

Fuzulî'nin bu beyitini sever Bestami abi, bilirim. Şimdi en verimli çağında; Allah geçinden versin, bir gün emrihak vâki olsa, eserlerini okuyarak yetişmiş kuşaklardan o bir tek şey ister: Fatiha!.. Çünkü o, Türkçemize emeği geçmiş ustaları hatırladıkça, o kocaman ellerinden önce yüreğini açarak göğe, bir Fatiha gönderir hep, şahit olmuşuzdur.

 


 

Bestami Yazgan

Hasan Ejderha

Sözünde ve şiirinde hiç dara olmayan bir usta. Dost denince çehresi gözler önünde beliren, çocukların emektar amcası. Hatta çocuklar ülkesinin sultanı. Türk dergiciliğinde; özellikle bizim gençlik dönemimizin dergiciliğinde, Anadolu dergiciliğinde, bir edebiyat dergisi için ne kadar fedakârlık gösterilir, gösterilebilirse Bestami Yazgan onun abidesi. Remz bir şahsiyet. Çocuk edebiyatında birçok başarılı eserler vermiş nice edebiyatçımız var. Ama Bestami Yazgan tek. Ondan başka yok. Demem şu: Hem dost, hem öğretmen, hem şair, hem çocuk şairidir Bestami Yazgan. Onun çocuk şiirleri ile şu işareti koymalıyız: Çocuk şiiri, çocuksu şiir ve çocuklara dair şiirler var. Bazı şairler 'çocuk şiiri yazıyorum' diye, çocuksu şiirler yazmışlardır bilmeden. Bestami Yazgan ise tamı tamına çocuk şiirleri söyler ve ne söylediğini de bilerek söyler.

 


 

“Dili İncitmeyen Gönül”: Bestami Yazgan…

İnci Okumuş

Gönlün fotoğrafını şiirle, kalbin nazını çocuk ruhuyla çeken Şair'dir Bestami Yazgan. Onun tesbihatı hep güzelliklerden yana ve duası ise; gâh bir şiir ırmağında edebî, gâh bir masal dağında münzevi duruştadır. Yazgan eserlerini okurken, ruhunuzda o tertemiz çocuğun sevindiğini, bayramlıklar giydiğini, hülasa kelime kelime gülüp, düş düş kanatlandığını görürsünüz. Çünkü O, şiiri ve çocukları uçuran kalemdir.

Kelime titizliğindeki seçimi ve imajlarıyla, gerek masallarında gerekse hikâye ve şiirlerinde, büyüklere çocuk aşısı, çocuklara büyük ruh aşısı yaptığına tanık olursunuz.

Onun bir yazar olarak köprüler kuran kalemi, can'a ve canana ulaşmak isteyenlerin tercihidir. Biz, Bestami Yazgan'ı “dili incitmeyen gönül” olarak biliriz.

 


 

Modern Çağın Alpereni

Bülent Gündoğan

Anadolu deyince ya da Balkanlar önce alperenler gelir aklıma. Daha Rum diyarıyken gönül ehli tarafından içten içe fethedilmiştir o topraklar. Kimi zaman Yesevi, kimi zaman Sarı Saltuk'tur adları. Pınar gibidirler, etraflarında bir muhabbet vahası oluştururlar. Onların ruh ikliminden beslenir coğrafya ve gönüllerin fethi başlar.

Peki, kaç asırdır bu 'alperenlik mesleğinden' bahsetmez oldu kutlu İslam Milleti! Yoksa, alperen doğurmuyor muydu analar? Doğuruyordu elbet. Modern çağın alperenleri de vardı elbet. Kimi zaman şair, kimi zaman adını bile bilmediğimiz bir diyarda öğretmen olarak çıkıyorlardı karşımıza.

İşte, Bestami Yazgan modern çağın alperenlerinden biri. Bize şımarık bir kimlik olmayı öğütleyen modernizmin karşısında elmastan sert bir burç duvarı gibi dimdik yükseliyor. Çağlar aşan sevgiliye ram olmak için sevda yüklü beyaz gözyaşları döken, cezbesi şiirden, şiiri hakikat kaygısından beslenen telaşlı bir gönül erbabı.

Onun her yaşa ve gönle seslenen şiirleri ulvi bir kaygıdan besleniyor. Tıpkı, kırık sazının teline vurup deyişler söyleyen dervişler gibi.

 


 

Bir Babanın Kabul Olmuş Duası

Veli Aba

Dünyanın kabul ettiği Yunus edalı şairin edebi ve sanat yönünü tahlil etmek beni aşan bir konudur. Aynı köyde büyümüş, aynı okulu paylaşmış bir arkadaşı olarak ben sanatçının daha farklı bir yönüne işaret etmek istiyorum. Bestami Yazgan, ülkemiz semalarında “Allah-u Ekber” yerine “Tanrı uludur'' sedalarının yankılandığı bir dönemde Allah’a kul olmayı en büyük rütbe sayan, evladının hakkı söyleyen bir dil olmasını isteyen, sonra ölürse gözü açık gitmeyeceğine inanan bir babanın kabul olmuş duasıdır. En saf en duru çocukluğu yaşayan Bestami Yazgan eserlerinde bir yönüyle de anlatım, duygu ve örnek olarak saf duru bir çocukluğu anlatmaktadır.

Yüreği sevgi dolu olan sanatçının sevgisinin kaynağı sevgililer sevgilisine ulaşır. Onun için sanatçının mesajı âlemşümuldür.  Şiir, hikâye ve masallarında babasının kabul olunan dua, ruh ve özünü görürüz. Sanatçı, insanlara hikmeti sunarken doğup büyüdüğü Toprakkale'de yaşadığı ortamda bulunan bitkilerden bazen de hayvanlardan yararlanır, sanatçı hassasiyeti içerisinde onları konuşturur. Bugün eserleriyle insanımızın geleceğinin inşası ve korunması için çalışan Bestami Yazgan küçüklüğünde de koruyucu ve geleneğe bağlı biriydi. Adeta, kendisinden büyük ablalarının okuldaki hamisi görevini de üstlenmişti. Yazgan'ın çocuk edebiyatı üzerine yoğunlaşması belki de bütün yaratılan insanların İslam fıtratı üzerine yaratıldıktan sonra onların bu fıtrat üzerine yaşayabilmelerine katkı sağlayabilmek içindir.

 


 

Milletimiz İçin Bir Değer: Bestami Yazgan

Osman Arslan

Şiiri yüreklerimizin ışığı oldu. Kalemi kaderimizi adım adım izledi. Yolumuzu ve yönümüzü aşka çevirdi. Hayatın dibâcesini sevgi, mihverini sevgi, nihayetini sevgi yaptı. Tüm sevgileri potasına attığı İlahi sevginin ateşinde erittiği yüreğini 'geniş' tutan dost insan oldu.

Anadolu'nun, memleketimin, yüreği sağlam, istikametinin dizgini sağlam, kalemi sağlam, kelamı sağlam gönül insanı... Sevdayı yürüten adam... Yüreği yıldızlara asılı âşık.... Yiğit Töresi'ni yazan yiğit... Çağlar aşan soylu sevdanın çağımızdaki dili olmuş, aramızdaki Yunus... Çocuklarımızı altında toplayan, elinden tutan Çınar'ımız...

 


 

Yürekli Usta

Durdu Şahin

İsyanın imana kafa tuttuğu, yerden alçakların kanımızı emerek doyduğu ve yeni alçaklıklar için doğrulduğu; medenî denilen fakat gerçekte madenî özellikler taşıyan bir çağda; gönül ve ömür toprağımızı saf şiir sularıyla sulayan, kuşluk vakitlerinin kuşlu ve kuğulu saatlerinde bazen ağlayarak, bazen de haykırarak sanat güvercinlerimizi yemleyen hakkıyla usta bir şairdir Bestami Yazgan ağabeyimiz.

 

Bulanık ve bunalmış düşüncelerimizi demleyen, titizlikle temizleyen bir gönül adamı, bir yürek kahramanıdır; yakaladığı her gözlü ve riyasız güzellikleri imbiklerden damıtarak, binbir eleklerden eleyerek gülistanımıza buyuran has şiir üstadıdır.

 

Gönül ikliminin güler yüzlü, gümüş renkli güllerini, gülücüklerini gönlümüze fideleyen, okuyucuya aşkı, ahlakı, ahreti, adaleti, fazileti armağan eyleyen, rahmet yüklü bulutlardan yüreğimize bereket sağan şiir beyidir yürekli ustamız.

 


 

Bestami Yazgan İçin…

Osman Aytekin

Bestami Yazgan'ın yüreği sıcak, dost canlısı şiirlerine imanını, sevgisini katarak yazan bir güzel insan. Şiir, masal ve hikâye türlerinde kaleme aldığı eserleri altmışı geçti. Şiirleri bestelendi ve ders kitaplarına girdi. Birçok ödülleri var ama bir şair için en güzel ödül milletin gönlünde yaşamak olmalıdır. Dahası o kendisine kitle olarak geleceğin çocuklarını seçti ve özgün eserler meydana getirdi.

Yazgan, hayatını güzelliğe hasretmesi, şiirlerinde Türkçeyi kullanışındaki hassasiyeti günümüz şairleri arasında özellikle de çocuk şiirleriyle dikkatleri çekmektedir. Yazgan'ı, gönül dünyamızın manevi bir değeri olan Yunus Emre'nin önemli bir varisi olarak görebilmek sanırım mümkün olabilecektir.

Not: ”Çocukların Yüreğine inen şair”, isimli yazımdan alıntıdır.

 


 

Bestami Yazgan

Ali Parlak

21 yıl evvel Güneysu ocağında tanıştık, Güneysu sayesinde kadim bir dostluk kurduk ve Şehr-i İstanbul'a sefer hâsıl olduğundan beri de muhabbetinden bir şey kaybetmedi bu dostluk.

Her dem kendini yenileyen, gün geçtikçe şiirleriyle gönül dostlarını büyüleyen ve mütevazı duruşuyla yarınlara umut mayalayan bir gönül elçisi. Sabır türküleriyle sabrı mırıldanan, özgün sözcüklerle şiir nakşeden bir kelime işçisi. "Gülü incitme gönül" terennümüyle Yunus zannedilen asrımızın yaşayan Yunus'u. "Düşmanına mert, öz nefsine sert" olmayı öğütleyen bir derviş. Ölçüleri dosdoğru olan, yiğitliğin töresini yaşatan içi dışı bir Anadolu delikanlısı. İslam coğrafyasında bitmeyen zulmün, dinmeyen gözyaşının, acının ve ıstırabın ağıtını yakan; Ümmetin ve milletin yılmaz savunucusu.

Türk Halk şiirinin ve çocuk edebiyatının en önemli temsilcisi.

 


 

Anadolu Yüzlü Şair: Bestami Yazgan

Hasan Çağlayan

Kalender duruşuyla, babacan tavrıyla ve içimizden biri olan gülüşüyle tam bir Anadolu insanı. Halk şiiri geleneğinin modern temsilcilerinden biri. O zorlanmadan söyleyişleri, o ince ve zarif buluşları bir birikimin ve ustalığın işareti kendinde. Şimdilerde, öğretmenlikle sanatçılığı birleştirerek ve dede olmanın getirdiği şefkati de katarak verdiği eserlerle çocukların şiir ve hikâye hazinesi. Kendisiyle birkaç kere aynı ortamda bulunmaktan ve 7. Güneysu Şiir Şöleni'nde sahne almaktan dolayı mutluyum. Bu bereketli çağında daha nice güzel eserler vermesini ve sıhhatini dilerim.

 


 

Dünü ve Bugünü Ustaca Sentezlemeyi Başarmış Şair

Yrd. Doç. Dr. Yunus Kaplan

Modern Türk şiirinin güçlü isimlerinden biri olan Bestami Yazgan dünyayı, hayatı, olayları, kazandığı tecrübeleri, hatıraları, hayalleri ve ümitleri kelimeler yardımıyla şiirselleştirirken hem modern çağın hem de geçmiş zamanların birikimlerini ustaca sentezlemeyi başarmış şairlerimizden biridir. Şair, Türk edebiyat tarihinde önemli bir yere sahip olan divan edebiyatı dönemine ait kelimeleri, mazmunları, edebî sanatları ve nazım şekillerini de zaman zaman şiirlerinde tercih etmiştir. Bu özelliği onun ilham kaynaklarından birinin de milletimizin kültürel birikimi olduğunu göstermektedir.

 


 

Bestami Yazgan'ın Çocuk Kitapları Kestane Şekeri Tadında

Yrd. Doç. Dr. Ömer Tuğrul Kara

Çocuk ruhundan anlamak, çocuklarla konuşmak daha doğrusu çocuk olmak; Bestami Yazgan'ı diğer yazarlardan ayıran en önemli özellik. O, dünyanın en güzel çiçek bahçesi olarak tanımladığı çocukluğu bu bahçeden hiç çıkmayacak kadar çok sever. Bazen iç geçirir o günlere dönmek için, belki de tüm yazdıkları o günlere dönme arzusunun bir kıvılcımıdır. Ama ne olursa olsun çocuklara adanmış koca bir ömür çıkar karşımıza… Yüzlerce eser; şiirler, masallar, çocuğa ait olan her şey… Onun şairlik yanı yüreğini yıldızlara asacak kadar yüce olsa da bence onun bizlere en büyük hediyesi çocuk edebiyatı dünyasında olmuştur. Aldığı ödülleri bir kenara bırakırsak o çocukların ruhunda tatlı izler bırakmıştır. Onun kitaplarını okuyan çocukların körpe dimağları alışılmış Noel Baba ya da kötü çevrilmiş çocuk masallarından uzak; sıcacık, samimi, bize ait, bizden gelen hatıralarla doludur. O çocukları çok sevdi. Hep içindeki çocuğu konuşturdu. Güzellikle çocuğu birleştirdi. Bu yüzden Bestami Yazgan'ın çocuk kitapları kestane şekeri tadındadır, okudukça okuyası gelir insanın. Hep bir Anadolu gülümsemesi vardır kelimelerin perde arkasında… Babamızın söyleyemediği nasihatler yudum yudum yayılmıştır satırların arasına. Ben söylemiyorum çocuklar söylüyor hep bir ağızdan:

-İyi ki varsın Bestami Amca, bize yazmaya devam et, bizi sevmeye devam et…

 


 

Derviş Gönüllü Ağabey

Yaşar Beçene

İnsanlar vardır, ardı sıra silinmez izler bırakan; insanlar vardır, tanıdıkça daha çok sevdiğiniz ve seveceğiniz…

Bestami Yazgan, daha fazlasını hak eden derviş gönüllü bir ağabey, çok içten bir dosttur... Bana göre bir yazarın ya da şairin niteliği onun biraz da çalışmalarındaki niyetiyle doğru orantılıdır. Bestami Yazgan, şiirde ve düz yazıda ille de bir yerlere geleyim kaygısı gütmez. Çocuklarımıza ve gençlerimize milli ve manevi değerleri, kelamın büyüsünden istifade ederek sevdirmeye çalışan derviş gönüllü bir insan, bir yazar...

 


 

Bestami Yazgan

Tayyip Atmaca

Halk şiirini iyi bilen, kendisini yenilemesi gerekirken çocuk edebiyatına yönelen güçlü bir şair. Onun şiirlerinin bazıları dost sohbetlerinde bazen anahtar vazifesi görse de tercihini Çocuk edebiyatına kullanmaya yöneldi. Çocuk edebiyatı adına güzel işler yapıyor. Bütün bunların yanı sıra sinemi sinesine koyabileceğim ender şairlerden yazarlardan bir tanesi.

 


 

Bestami Yazgan

M. Ökkeş Evren

Bestami Yazgan hem içkin hem de aşkın bir şairdir. Şiiri deneysel ve üretilmiş değildir. Gönülde dokunduğu için gönüllere dokunan bir yanı var. Arı duru Türkçesiyle yazdığı şiirlerle kendi tabiriyle Yunus'un çırağı olmayı çoktan hak ediyor…

 


 

Bildiğim ve Gördüğüm Yunus

Ahmet Doğru

Bazıları yaşadıklarını yazar, bazıları ise yaşamadıklarını; Bestami Yazgan ise yaşanması gerekeni yazar bize. Emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker (İyiliği emretmek ve kötülükten men etmek) kaidesi gereğince o şiirlerinde ve yazılarında inancını dile getirir. Bestami Hocamı tanıyanlar, Yunus Emre edasındaki mütevazılığının sadece sözünde değil, özünde de olduğunu bilirler. Kendisinden defaatle işitmişimdir hocasının Yunus Emre olduğunu. Yunus'un sadece sözlerini ezbere bilmez, bu sözleri tatbik eder. Her hareketini, her davranışını bir Yunus Emre dörtlüğüyle manalandırabilir. Bundan olsa gerek Yunusâne söyleyişle yazdığı şiirleri Yunus'un sanırız, sanal ortamlarda yeni bir Yunus Emre şiiri diye dolaştırırız.

Yunus'la bu kadar çok özdeşleştirmek rahatsızlık verebilir. Lâkin bu özdeşimle kastedilen; yaşadığı kültürü şiirle ifade edebilmedir, gönülden geçenleri arı duru bir Türkçe ile söyleyebilmedir ve söylediklerini de bütün halkı kucaklayacak bir sadelikte ifade edebilmedir. Kültür aynı olunca, araya yüzyıllar da girse derviş gönüllü Bestami Yazgan ile derviş Yunus Emre benzer birbirine. Üç Yunus'tan söz edilir; benim bildiğim ve gördüğüm Yunus: Bestami Yazgan'dır.

BASINDAN ALINTILAR

 


 

Yunusça Bir Ses

Mahmut Bıyıklı

Türk dilinin duru kaynaklarından beslenerek sağlam bir şiir dili kuran amansız kültür sevdalılarından biri de aziz dost Bestami Yazgan. Sadece, “Çiçeklerle hoş geçin / Balı incitme gönül. / Bir küçük meyve için / Dalı incitme gönül.” mısralarını işitmiş olsak bile, ona çağımızın Karacaoğlan'ı ya da çağımızın Yunus'u diyenlerin isabet gösterdiğine kanaat getirebiliriz. Bu tanımlamalar boşuna değil. Çünkü Karacaoğlan'daki yiğitlik mertlik Yunustaki içtenlik derinlik Yazgan'ın şiirinin ana renklerinden. Hatta internet ortamında şairin şiirlerinin altında Yunus Emre ismini görürseniz hiç şaşırmayın. Çünkü şiirin ana damarıyla olan soylu akrabalık, ezelden gelen aşinalık iki şairi de halkın muhayyilesine sevgiyle yerleştirmiştir. Özlemini duyduğumuz ya da varlığıyla mutlu olduğumuz bütün güzellikleri buluruz Yazgan'ın şiirlerinde.

“Ne mutlu bizlere Hakk'a kul olduk / Celle celâlühü celle şânühü / Mahlûkat içinde en makbûl olduk / Celle celâlühü celle şânühü” Asil, duru ve muhlis bir söyleyiş sarar bütün benliğinizi Bestami Yazgan şiirlerini okuduğunuzda. Bilhassa çocuk yüreğinde, çocuk muhayyilesinde tertemiz bir kaynaktan akan bu ihlaslı deyişlerin, yarının gençliğinin iman nüvesi olacağına inanıyorum. Bu cepheden baktığımızda bir neslin ihyasında tartışmasız bir rolü olduğunu söylemek mümkün Şair Bestami Yazgan'ın.

23. 11. 2012, Milat Gazetesi'nden

 


 

Şair – Şiir – Şuur…

Sezai Şengönül

Şuur ehli bir şair ve yazarımızdan, onun kitaplarından bahsedeceğim; Bestami Yazgan hocamdan. Hocam diyorum, çünkü kendisi aynı zamanda bir edebiyat öğretmeni. Yaklaşık on yıldır tanırım kendilerini. Hani derler ya 'cetvel gibi adam' diye. İşte o da öyle birisi. Kaleminden eğri çizgiler, eğri şiirler, eğri yazılar, ağzından da mümkün mertebe eğri sözler çıkmayan bir adam. Tabi ki, insan beşer şaşar da. Herkesin bu hakkı da mahfuz (şahsımda dahil). Şimdiye kadar gördüklerim üzerinden değerlendirme yaptığım için, gönül rahatlığıyla bu kişinin 'Şuur ehli” şair/yazar ve öyle bir insan olduğuna şahidim. O hem özde, hem sözde şair. İnşaallah, ömrünün sonuna kadar da böyle kalır sevgili hocamız. Aslında sadece iyi bir şair ve yazar olmanın dışında öğrencileri, arkadaşları, dostları, vatanı milleti için de kıymeti bilinesi bir değer Bestami Bey. Yazarlar, daha çok da şairler yazdıkları satır aralarında gizli oldukları için fazlasını merak edenler, buyursun yazdıklarını, kitaplarını okusun.

Onu sadece şairlikle sınırlamak da doğru değil. Bu elbise ona bayağı dar gelir. Çünkü son 4-5 yıldır, çocuk edebiyatı alanında onlarca kitabı yayımlandı(...) Bestami Bey sadece çocuklar için şiir yazmıyor elbette, bizlerinde okuyabileceği tarzda çok güzel kitapları da var. Ama son yıllarda çocuklara karşı repertuarı daha bir zengin gibi.

Daha doğrusu onlar için, şair ve yazarımızda 'yok yok' gibi… Sanki, biraz daha torpilliler… Aşağı yukarı 50 civarında kitabı var. Ve neredeyse yarısından çoğu çocuklar için yazılmış kitaplar. Yayımlanan bu kitaplardan bir kısmı da ortalama olarak 3., 4. baskılarını yapmış. Ayrıca şairimizin Uğur Işılak, Orhan Hakalmaz, Mustafa Demirci vb. sanatçılar tarafından, çeşitli formlarda bestelenip, yorumlanmış epeyce de şiiri mevcut…

...Bestami Yazgan'ın kitaplarında benim dikkatimi çeken başka unsurlarda var. Mesela neler mi? Bir kere kullandığı dil çok sade, arı duru. Bunun yanında şiirlerinde, diğer edebi yazılarında buram buram Anadolu kokan, hatta Çukurova'daki limon ve portakal çiçeklerinin kokularına bulanmış, Toroslar'daki karların suyundan içmiş, İstanbul'a göz kırpan sözcükler, mısralar var. Bazıları “Şair sözcük işçisidir” der,  ben de  “İyi bir şair, aynı zamanda sözcüklerin ocağıdır, madenidir” diyorum. Bu bakış açısıyla baktığımda da Bestami Bey'in kitaplarını 'sözcük ocağı' diye işaret edebilirim…

13 Mart 2013, Birleşikbasın.com'dan

 


 

Şiirlerinde Masal Tadı, Masallarında Şiir Lezzeti Olan Biri

Elif Konar Özkan - Ümit Yaşar Özkan 

Yazgan, şiirde masalı, masalda şiiri her seferinde yeniden keşfeden bir şair masalcı. Onun şiirli masallarında ninnilerin, tekerlemelerin, şiirlerin kapısından bir düş âlemine giriliyor.

Çocukların şiiri, masalı, dilin ahengini, inanca ve tarihe ait motifleri, insani değerleri keşfedip kavrayabilecekleri metinler Yazgan''ın masalları. Metinler okunduğunda/ incelendiğinde, Bestami Yazgan''ın, masalda şiir lezzetini, şiirde masal tadını duyuran bir masal atası olduğu görülmektedir.

“II. Beynelhalk Türk Halkları Uşak Edebiyatı Kongresi, Kafkas Üniversitesi, Bakü, Azerbaycan, 2012” Sunulan Makale'den

 


 

Yeryüzü Bir Okul

Ali Çolak

Benim, çocuk kitaplarına dair karamsarlığımı birazcık unutturan yazarlardan biri, Bestami Yazgan'dır. Masallar, öyküler, şiirler yazıyor. Apaydınlık, hayatın bütün cıvıltısını, sıcaklığını sevgiyle tutuşturan bir dili var. Bizim Ayşe'nin en çok sevdiği yazar. Masal Denizi'ni, Uçtu Uçtu Şiir Uçtu'yu ben de sevinçle okumuştum. Şimdi de Masal Salıncağı'nı (Timaş Çocuk Yayınları) göndermiş. Kitabın hemen başında, 'Domatesin Çekirdeği' başlıklı nefis bir masal var. "Sebzeler Ülkesi diye bir ülke varmış. Bu ülkenin her şehrinde sadece bir sebze yetişirmiş. O şehir de yetiştirdiği sebzeden alırmış adını..." Masal Salıncağı'nda sebzeleri, ağaçları, kuşları, dağları, ırmakları, çiçekleri, mevsimleri, rüzgârları tanıyor çocuklar. Bir odayı dolaşır gibi geziyorlar onların arasında.

Zaman Gazetesi, “Yeryüzü Bir Okul” adlı köşe yazısından

Şiirleri ve masalları, kendi sesi ve gülüşü kadar içten, duru ve derin anlamlarla örülü Bestami Yazgan’ın kitapları da sevgiyle okuyup durduklarım arasında. Daha doğrusu, Ayşe’yle okuyoruz akşamları; ona imzalayıp vermişti. Çocuk edebiyatının has kalemlerinden biri Bestami Yazgan. ‘Masal Denizi’ ve ‘Uçtu Uçtu Şiir Uçtu’ (Erdem Yayınları) tertemiz Türkçesiyle çocuk ruhunda çiçekler açtırıyor. Çocukların ondan alacakları çok bal var.

Zaman Gazetesi, “Gözden Kaçan Kitaplar” adlı köşe yazısından

 


 

Hoşgeldin Aramıza Karagöz

Ayhan Hülagü

Hacivat ile Karagöz bugün yaşasaydı başlarına ne gelirdi?' sorusuna cevap arayan Bestami Yazgan, iki kafadarı perdeden çıkarıp günlük hayatın içerisine soktu. İkiliyi evlendirip çoluk çocuğa kavuşturdu, değerler eğitimine dair hikâyelerin parçası yaptı.

Karagöz, okumamış bir halk kahramanı. Her işe burnunu sokan, dobra dobra konuşan, patavatsız yapısından dolayı ikide bir zor durumlara düşen, yine de bir yolunu bulup işin içinden çıkmayı başaran biri. Hacivat ise tam aksine iyi kötü mürekkep yalamış, kibar, nazik, hemen her konuda politik davranan, içten pazarlıklı... Karakterleri taban tabana zıt olsa da bir elmanın iki yarısı gibi tamamlarlar birbirlerini. Başrolünü paylaştıkları olaylar her daim aynı: Hacivat, dikiş tutturamayan Karagöz'e iş bulur, yeni bir ortama girer girmez olaylar dizisi başlar. Kelime oyunları, yanlış anlaşılmalarla iki kafadarın yaşadıkları bir şenliğe dönüşür. Bestami Yazgan, iki hayal kahramanını perdeden çıkarıp hayatın içerisine sokuyor. Bugün yaşasalardı başlarına neler gelirdi, sorusuna cevap ararken bugünün çocuklarına ibretlik dersler veriyor.

 

Değerler Eğitimi çerçevesinde kaleme alınan yeni hikâyelerin çerçevesi oldukça geniş. “Güler Yüzle Tatlı Sözle Hacivat'la Karagöz” üst başlığını taşıyan altı kitaplık seride başlığa çekilen hikâye isimleri projenin muhtevasına dair birçok şeyi anlatıyor: 'Düğün Yemeği', 'Babaların Yüreği', 'Bilgisayar Sevgisayar', 'Afrika Yolunda', 'Tekerlekli Sandalye', 'Nasıl Oruç Tutulur?'.

 

Karagöz farklı hikayelerde hasta ziyaretinin önemini anlatan bir olayın parçası da oluyor; yaşlılara, engellilere yardımın gerekliliğini anlatan bir hikâyenin başrol oyuncusu da. Bazen anneler gününü kutlarken görülüyor, bazen bilgisayar öğrenmeye çalışırken. O bildik üslubuyla, eğlencesinden bir şey kaybetmeden… Çocukların hayatına dokunan hikâyelerin satır arasında dersler veriyor, yitirilmeye yüz tutmuş değerleri yeniden hatırlatıyor.

Geleneksel hikâyelerde Karagöz her daim işsizdir. Kadim dostu Hacivat'ın desteğiyle bulduğu işlerde, iş bilmezliğinden dolayı başına gelmeyen kalmaz. Komik durumlara düşer, sıra dışı bir olay örgüsünün parçası olur. Seyirci bunlara güler, bunlarla eğlenir. Hacivat ile Karagöz'ü yukarıda sıraladığımız özelliklerinin yanı sıra giyimi kuşamı değiştirmeden bugüne getiren Bestami Yazgan, ikiliyi evlendirip çoluk çocuğa kavuşturmuş. Mesela Karagöz'ün mütesettir bir eşi, şirin bir kızı ile bir erkek çocuğu var. Bazı hikâyeler aile sofrasında, evin bahçesinde geçiyor. Karagöz ile Hacivat'ın kavgaya tutuşan çocuklarını yine aynı ikili, dostluk üzerine ibretlik dersler vererek ayırıyor. Karagöz de öyle işsiz biri değil. Bir işte dikiş tutturamasa da evine sıcak çorba sokacak kadar para kazanıyor. Yeri geliyor temizlikçi oluyor, yeri geliyor Ramazan davulcusu.

 

Çocuk edebiyatında ağırlıklı olarak bütün hikâyeler taşrada geçer. Olaylar ya köy evinde gelişir, ya ormanda. Koyunlar, martılar bir şekilde boy gösterir arka planda. Apartmanda yetişen, oyun alanı kırmızı çizgilerle belirlenmiş şehirli çocuklar bu hikâyelerle bir türlü ilişki kuramaz. Yazgan, iki kahramanı Anadolu'dan alıp şehir hayatına sokuyor. Geleneksel aile kodlarını korurken, çocuğun günlük hayatta karşılaştığı sorunlara çözüm arıyor, anne babaya saygı, komşuluk ilişkileri, engellilere yardım vb. konularda ders niteliğinde hikâyeler paylaşıyor.

Karagöz serisinde en dikkat çeken hikâyelerden biri 'Oruç Nasıl Tutulur?', bir diğeri Türkçe Olimpiyatları ile ilgili. İlkinde Hacivat, Karagöz'e oruç tutmayı öğretme sürecini, sahur maceralarını, Ramazan davulcusu olduktan sonra başına gelenleri anlatıyor. Türkçe Olimpiyatları'nda ise iki kafadarı şenlikte görüyoruz. Bu kez hikayede iki Hacivat, iki Karagöz var. Afrikalı ikili sahnede gösteri yapıyor, Türkiyeliler seyirci koltuğunda. Nükteli atışmalardan sonra aynı sahneyi paylaşıp yüreği sevgi için çarpanlara selam gönderiyorlar:

 

“Öz nefsini kayırmadan / İnsanları ayırmadan / Kimselere duyurmadan / Sevenlere selam olsun.”

21. 07. 2013, Zaman Gazetesi Pazar ekinden